Bilim Objektif Midir Subjektif Midir?
Bilimsel araştırmaların temel amacı nedir? Gerçekleri keşfetmek, doğruyu bulmak, evrenin işleyişini anlamak… Bu soruya herkes farklı bir yanıt verebilir ama bir şey kesin: Bilim, bir şekilde her zaman “doğruyu” arar. Ancak burada bir sorun var: Bilim gerçekten objektif olabilir mi? Yoksa bilimsel araştırmalar, bizim kişisel bakış açılarımızdan, duygularımızdan ve kültürel etkilerimizden bağımsız olamaz mı? Bu yazıda, bilimsel çalışmanın objektif mi, yoksa subjektif mi olduğu üzerine konuşacağız.
Bilim ve Objektiflik: Temel Kavramlar
Öncelikle, “objektif” ve “subjektif” kavramlarını biraz açmamız gerekiyor. Objektiflik, bir şeyin kişisel görüşlerden, hislerden ve önyargılardan bağımsız olması demektir. Yani tamamen tarafsız, dışarıdan bir bakış açısı. Subjektiflik ise bunun tam tersi; kişisel algılarımız, hislerimiz ve deneyimlerimizle şekillenen bir bakış açısıdır. Peki, bilim hangi tarafta yer alır?
Bilimsel Yöntem: Objektifliğin Temeli
Bilimsel yöntemi düşündüğümüzde, çoğumuzun aklına deneyler, gözlemler ve veri toplama gelir. Bilim, ne kadar objektif olursa, o kadar güvenilir ve geçerli kabul edilir. Yani, bilim insanları bir hipotezi test ederken, deneysel verilerle hareket ederler, ve bu veriler herkes tarafından aynı şekilde gözlemlenebilir. Mesela, bir deney yapıyorsunuz ve elde ettiğiniz sonuçlar bir başkası tarafından da aynı koşullar altında tekrarlanabiliyor. İşte buna “objektiflik” denir. Hangi bilim insanı olursanız olun, sonuçlar aynıdır.
Ancak, burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Bilimsel çalışmalarda objektiflik, çoğu zaman bir ideal. Yani, tamamen objektif olma çabası, biz insanlar için bazen zorlayıcı olabiliyor. Çünkü sonuçları etkileyebilecek pek çok faktör var. Deneyin yapıldığı koşullar, kullanılan araçlar, veri toplama teknikleri ve daha birçok şey, bilimsel araştırmanın sonuçlarını etkileyebilir. Bu nedenle, bilimsel yöntemin objektifliğe ne kadar yaklaştığını söylemek zor olabilir. Ama objektiflik ideali, bilimsel çalışma sürecinin temel taşıdır.
Subjektiflik: Bilimin İçindeki İnsan Faktörü
Şimdi de bilimde subjektifliğin nasıl bir rol oynadığını inceleyelim. Bilim insanları da insan, değil mi? Sonuçta, her birimizin bir dünya görüşü, deneyimleri ve duygusal bakış açıları var. Bir araştırmayı yaparken, bu insani faktörlerden tamamen arınmak oldukça zor. Bilim insanları, en doğru verileri elde etmeye çalışsalar da, bazen bu verileri toplarken ya da analiz ederken bilinçli ya da bilinçsiz önyargılara sahip olabilirler. Mesela, tarihsel olarak, kadınların bilimsel çalışmalarda yeterince yer almadığı bir dönemde yapılmış araştırmaların, bazen kadınları eksik ya da yanlış bir şekilde tasvir ettiğini görebiliyoruz. Bu tür subjektif etkiler, bilimsel araştırmaların güvenirliğini zaman zaman sorgulatabiliyor.
Bir örnek vereyim: Diyelim ki bir araştırmacı, bir bitkinin tedavi edici özelliklerini test ediyor. Bilimsel yöntemle bitkinin etkinliği ölçülüyor, ancak araştırmacı bitkiye kişisel bir bağlılık hissediyorsa, bu bağlamda yapacağı yorumlar ya da analizler subjektif bir etkiye sahip olabilir. Bunu fark etmek zordur çünkü her şey bilimsel görünür, ama sonuçta bir insanın duygu ve düşüncelerinden bağımsız bir bilimsel araştırma yapabilmek kolay değildir.
Bilimdeki Subjektif Etkiler ve Çözümleri
Peki, bilimsel çalışmalarda subjektif etkileri nasıl minimize edebiliriz? Öncelikle, bilim insanları kendi önyargılarını fark etmeli ve bunları fark ettiklerinde, mümkün olduğunca bunlardan arınmaya çalışmalıdırlar. İkinci olarak, bilimsel çalışmaların şeffaf olması gerekir. Diğer bilim insanları tarafından da gözden geçirilmesi (peer review) yapılan çalışmalar, subjektif etkilerin ortaya çıkmasını engeller. Çoğu bilimsel dergide, bir makale önce birkaç bilim insanı tarafından kontrol edilir. Bu sayede, o araştırmanın subjektif etkilerden ne kadar arındırıldığına dair bir denetim yapılmış olur.
Diğer bir çözüm ise, bilimsel çalışmalarda kullanılan verilerin ve yöntemlerin açık bir şekilde paylaşılmasıdır. Yani, bir araştırma sonucu, herkes tarafından gözden geçirilebilir olmalı. Örneğin, klinik denemelerde kullanılan tedavi yöntemleri, tüm dünyadaki bilim insanları tarafından denetlenebilir olursa, subjektif hatalar minimize edilmiş olur.
Sonuç: Bilim Hem Objektif Hem de Subjektif
Sonuç olarak, bilim tamamen objektif olmak isteyen bir disiplindir, ancak tamamen subjektiflikten de bağımsız değildir. Bilimdeki objektiflik ideali, her zaman mükemmel şekilde gerçekleştirilemeyebilir çünkü bilim insanları da insan, ve onların düşünceleri, hisleri ve kültürel birikimleri, araştırmalarına etki edebilir. Ama bilimde objektiflik arayışı her zaman güçlüdür. Bilim, kendi kendini düzelten bir süreçtir ve zaman içinde subjektif etkilerden arındırılmaya çalışılır.
Bilimsel araştırmaların objektifliği, araştırmacıların sürekli olarak kendi bakış açılarını sorgulaması ve şeffaflıkla çalışmalarını sunmaları sayesinde gelişir. Bu yüzden, bilimsel çalışmalarınızı okurken ya da yazarken, bu iki unsuru da göz önünde bulundurmak gerekir. Objektiflik bir amaçtır, ancak subjektiflik ise bilimsel gelişimin kaçınılmaz bir parçasıdır. O yüzden, bilimsel bir gözlemi yaparken, biraz daha dikkatli olmakta fayda var!
Bu yazı, bilimsel araştırmaların objektiflik ve subjektiflik arasındaki dengesini, günlük hayattan örneklerle açıklayarak okuyuculara daha anlaşılır bir şekilde sundu.